» » DRAM İÇİNDE DRAM YAŞAMAK!..


Bugüne kadar  birinci ve ikinci Dünya Savaşı dünya tarihine geçmişken birçok tarihçi veya kahin 3. Dünya savaşı konusunda tahminlerde bulunmuştur.
İçinde bulunduğumuz 21. Yüzyıl ise savaşlarla başlamış ve savaşlarla devam etmekte..
Öyle bir savaş hali yaşanmaktadır ki, dünyanın dört bir yanında savaşlar olurken Ortadoğu Cehennemi ise alev alev yanmaktadır.
Yoksa kıyamet bazı kahinlerin dediği gibi Ortadoğu’dan mı kopacaktır?
Yaşanan drama gelince..
Bazı dış güçler Filistin’i, Afganistan’ı, Pakistan’ı, Ürdün’ü, Libya’yı, Irak’ı ve en sonunda Suriye’yi karıştırmayı başardılar.
Bu ülkeleri karıştıranların çeşitli söylemleri var.
Kimisi bu karıştırdıkları ülkelere demokrasi getireceğini, kimisi insan hakları getireceğini söylerken kimisi de bu ülkelerin liderlerinin insanlara zulmetmesini, insanları öldürmesini öne sürüyordu.
Oysa bu nedenlerden çok kendi menfaatlerini düşündüklerinden, özellikle de Ortadoğu’daki petrolde gözleri olduğundan bu tür karışıklıklar yaşanmaktadır.
En son ise bildiğiniz gibi Suriye’de yaşanan iç savaş, karışıklıklar ve insan ölümleri büyük bir dramın yaşanmasına neden olmaktadır.
Suriye’de Esad rejimini eleştirenlerin yanında birde diğer grupların yaptıkları çatışmalar, iç savaşlarda evini, yerini, yurdunu terkeden milyonlarca insan bulunmaktadır. Bu insanların ülkelerini terketmesine neden olan sebepler ne olursa olsun, kaçıp sığındıkları ülkelerin başında Türkiye gelmektedir.
Dolayısıyla savaştan kaçıp önce canını kurtarmayı hayal eden milyonlarca insan, Türkiye sınırlarından bazen izin alınarak bazen de kaçak yollarla girip canını kurtarmaktadır.
Ülkemize sığınanların ve çoğu kamplarda, çadır kentlerde kalanlarla Türkiye’nin dört bir yanına dağılanların sayısı resmiyette 2 milyonu geçmiş, ama resmiyet dışında ise 3 milyon kişiden az değildir.
Bunca insanın Türkiye Cumhuriyetine maliyeti milyar dolarlarla anılmaktadır. Ancak BM ve AB gibi kuruluşlar Türkiye’ye harcadığı paranın 10’da birini ancak vermekte, geri kalan milyar dolarları Türkiye Cumhuriyeti kendi bütçesinden karşılamaktadır.
Buna rağmen hala bir ikilem yaşanmaktadır.
Milyonlarca Suriyeli’yi  bağrında barındıran, kapılarını ve gönlünü açan Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu gelen mülteci konumundaki insanlara elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmaktadır. En azından bu insanların savaşta ölmesinin önüne geçerek kapılarını açmakta ölümden kurtarmaktadır.
Ama parası olan, maddi durumu iyi olan Suriyeli konukların çoğu Türkiye’nin çeşitli illerine dağılmakta, buralarda ya ev satın alarak, yada ev kiralayarak ticarete atılmakta, işlerini tıkır tıkır yürütmektedir.  Hatay’dan gelip Adana, Mersin, K.Maraş, G.Antep, Ş. Urfa gibi iller başta olmak üzere birçok ilimizde Suriyelileri görmek mümkün. Tarsus’ta da kimi çadırlarda, kimi bir akrabasının yanında, kimisi de derme çatma tuttuğu evlerde yaşam mücadelesi veren bu Suriyeli kardeşlerimizden çoğu, Türkiye’yi de beğenmemekte ve daha iyi yaşam şartları olan Avrupa ülkelerine kaçmayı hedeflemektedir.
Bunun sonucunda ellerindeki  bir – iki bin doları veya başka birimdeki paralarını insan tacirlerine vererek yurtdışına kaçmaya çalışmaktadır.
Yani, kimisi canımı kurtarayım yeter diyerek Türkiye’ye gelirken ve burada yaşamaya alışırken, kimisi ise yerini yurdunu, evini, barkını terkettiği Suriye’ye bir daha dönmemek üzere geldiği Türkiye’den de hoşnut kalmayıp İzmir’den, Mersin’den veya başka illerden kayıklarla, gemilerle, botlarla, sandallarla, şişme botlarla ölümü göze alıp denize açılmakta, kendini Yunanistan’ın adalarına atarak oradan Avrupa’ya geçmeye çalışmaktadır. Bu sandalla, botla kaçan insanlar hayatlarını hiçe saymakta, çoğu da denizde boğularak hayatını kaybetmektedir.
Bunun en acı örneğini geçen  hafta Suriyeli bir babanın eşini ve iki çocuğunu denizde kaybetmesi ve cesetlerinin  Bodrum’da kıyıya vurmasıyla yaşadık. Aylan adlı mini bir kız çocuğunun kıyıya vuran cansız bedeni gazetelerde, TV’lerde yayınlanınca bir insani dram ortaya çıkmıştı.
Bu fotoğraf ve insanların  denizlerde boğularak ölmesi AB ülkelerini biraz olsun yumuşatırken şansı olan, ayakta kalanlar kendilerini, Avustralya, Macaristan, İtalya, Almanya, Kanada gibi ülkelere atmakta, yeni ve müreffeh bir hayatı hayal etmektedirler.
Görüldüğü gibi 21. Yüzyılda yaşanan en büyük GÖÇMEN HAREKETİ böyle neticeler vermektedir.
Bu insanlardan ilk önce kucak açan Türkiye’yi bile beğenmeyip başka ülkelere kaçmanın yollarını arayanlar ise her zaman şanslı olmayabiliyor ve hayatları denizlerde son bulabiliyor.
Bu ülkeyi cennet bilip yaşayan ve her türlü sıkıntıya göğüs geren Türk insanı ise ülkesini terketmezken, Türkiye’yi beğenmeyip ölümüne kaçanlara ne demeli?

Bilemiyorum..

«
İleri
Sonraki Kayıt
»
Geri
Önceki Kayıt

Hiç yorum yok:

Cevap